Genel

'yardım kampanyası / aid campaign'

Konserde Durduğunuz Yerden Kişilik Analizi

En sevdiğiniz konser mekanına, en sevdiğiniz grubun konseriniz izlemeye gittiğiniz. Biletinizi kapı görevlisine okuttunuz, grubun “merch”lerine göz attınız, muhtemelen tuvalete de uğradınız, peki ya sonra? Konseri izlemek için nerede duracaksınız?

 

Sahnenin Tam Önündekiler:

Azminiz saatler önce konser mekanına gidip, mekanın mimarisinin elverdiği oranda gruba yakın durabilmek için yine bir o kadar saat ayakta beklemenize neden oluyor. Sahneye olan yakınlığınız o kadar aşikar ki mekanın içindeki en ideal yer olduğunu düşündüğünüz nokta yüzünden arkada kalıp bütün konser ensenizi izlemek zorunda kalan kalabalık kıskançlık krizine giriyor. Ne de olsa konserseverlerin, esas hayranların “ayrıcalıklı” dedikleri kadraja girmiş bulunuyorsunuz. Bu arada sahnenin kenarlarındaki boş gördüğünüz minik alanlara da paltonuzu, çantanızı koyabiliyorsunuz.

 

 

Sahnenin Tam Önündekilerin Tam Arkasındakiler:

Sahnenin önünde durmak istiyorsunuz ama bir anda sahneye çağrılıp performansın bir parçası olmaktan da korkuyorsunuz. Böyle şeyler nadir olur, biliyorsunuz, ama yine de geride durup kendinizi garantiye almak, en sevdiğiniz şarkı çalarken kendinizi kaybetmiş bir şekilde gruba eşlik ederken yüzünüzü ortasına tutulan mikrofon korkusuyla şarkının sonunu getirememek ve mekandaki herkese rezil olmak istemiyorsunuz.

 

 

 

Mekanın Tam Ortasındakiler:

Kişisel alanınızın olmasından yanasınız. Fark edilmeyecek şekilde sallanarak tempo tutmak, mekanın akustiğini hissedecek kadar mesafeye sahip olmak, setler arasında istediğiniz zaman dışarı çıkıp geri gelebilmek istiyorsunuz. Ağırlığınızı bir ayağınızdan diğerine verirken yerlerin geçen akşam dökülen içkilerden dolayı hala yapış yapış olduğunu hissedebilenlerdensiniz. Açılışı yapan grubun adını hatırlamaya çalışırsınız… “B” ile başlıyordu galiba dersiniz. Birisi ayağınıza bastığında içgüdüsel olarak siz de ondan özür dilersiniz. Telefonunuzdaki saati arada kontrol edip, son metro-otobüs-vapur-dolmuşa yetişip yetişemeyeceğinizi kontrol edersiniz.

 

Barın Kenarındakiler:

Önceliklerinizi iyi biliyorsunuz. Yaşlandıkça sahne önü büyüsünden, bar konforuna doğru terfi ediyorsunuz. Ve öyle bir rutinin içine giriyorsunuz ki gerçek fiyatının neredeyse 5 katına satılan bir şişe alkollü içecek olmadan bir konserin sonunu nasıl getirebileceğinizi tahayyül bile edemiyorsunuz. (Bu pozisyon doğal ortamında gelişmektedir. Konser sonunda her zaman postunuzdan sıyrılmış, bis için bağırırken kendinizi bulursunuz.)

 

Dış Kapının Mandalları:

Duvar kenarı güvenlidir. Duvarlar tanıdıktır. Duvara yaslanmak kurtuluşunuzdur: Kulaklarınızı rahatsız edecek titreşimden, kalabalığın kusmuğundan ve mekanın tam ortasında durup tüm dikkatlerin üzerinde olmasından (çünkü ellerinizi nereye koyacağınızı tam bilemezsiniz) doğacak gerginlikten uzaktasınızdır.

 

Balkondakiler:

Muhtemelen “şova gidiyorum” yerine “konsere gidiyorum” diyenlerdensiniz.

 

 

Mekanın En Arkasındakiler:

Para verip de gittiğiniz konsere bile ilgisiz davrandıran bu imajınızı güçlendirmek için çok çalışmış olmalısınız. Etrafınızdaki insanları yüce ilgisizliğinizle etkilemek istiyorsunuz. Gece eğlencelerinin “lütfen” gitmek isteyeceğiniz aynı derecede ilgi çekici olan onlarcası gibi temsili olduğunu düşünüyorsunuz. Tuhaf ön gruplara tuhaf tuhaf bakmamak için ekstra bir çaba sarfediyorsunuz. Ve çıkan ana gruptan sıkıldığınızı belli etmemek için de apaçık ortada olan çabanızı sarf ederken kendinizi buluyorsunuz. Her an mekandan kaçabilecek gibi duranlar işte sizsiniz.

 

 

 

Yazı: Calum Marsh (Pitchfork)

Fotograflar: Erez Avissar

Çeviri: Gülşah Güray

Comments